KÖRDÜĞÜM MOTİFİ

Bir

Kapıyı kapatırken dedi ki “bu sana iyi gelecek” yanlış duydum herhalde diye düşündüm. Bu bana nasıl iyi gelecekti ki? “iyi mi gelecek“ dedim. Kendinden emin bir şekilde “Evet iyi gelecek” dedi. “Bazen musibetler insana iyi gelir bu da sana iyi gelecek.” Üzüntülü zamanlarda duyulan huzur çok nadide, çok kıymetli bir şeydi, bunu o an hissedebildim. İçimde beliren duygu da sanırım sevinçti. Karanlık bir yolun daha aydınlık bir geleceğe götürdüğünü, eskisinden daha iyi bir durumda olacağını düşünmek yaşanılan acıyı daha katlanılabilir hale getiriyordu. Her an böyle düşünmek imkânsızdı ama zaman zaman da olsa böyle düşünebilmek hem marifet istiyor hem de iyi geliyordu. Bunu artık tecrübe etmiştim.

İki

Geçenlerde hep anlatılan bir hikâyeye tekrar denk geldim. Bir usta ve çırağının hikâyesi…

Hintli bir yaşlı usta, çırağının her şeyden sürekli şikâyet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. “Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “Acı!” diye yanıt verdi. Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu: “Tadı nasıl?” “Ferahlatıcı.” diye yanıt verdi genç çırak. “Tuzun tadını aldın mı?” diye soran yaşlı adamı, “Hayır.” diye yanıtladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi: Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey, acı veren şeyle ilgili duygularını genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”

Üç

Bir gece komodinin üzerindeki üç kitaptan birini elime almayı başardım ve kitaptan rast gele bir masal seçtim. Şöyle diyordu masalında Judith Malika Liberman;

Bir hayat boyu yürüyüp sonsuzluk okyanusunun kıyısına gelmişti. Boşluğa doğru baktı, zamanın hafif nefesini yüzünde hissetti. Ve sessizliğin dalgalarını dinlemek için bir kayanın üzerine oturdu. İşte o sırada onları gördü: Ayak izlerini.

Elbette kumda ona doğru gelenler kendi ayak izleriydi ama onların yanında bir çift ayak izi daha vardı. Etrafta kimse yoktu, yalnız yürümüştü, çoğu kişi bu noktaya hiç ulaşamamıştı bile.

Gözleriyle ayak izlerini görebileceği en uzak noktaya kadar takip etti. Öyle anlaşılıyordu ki diğer ayak izleri hep onunla beraberdi. Sanki hiç yalnız yürümemişti. Hayatının bütün anlarını gözden geçirerek geri yürüdü. Ve bu gizemli ayak izlerine çoğu yerde rastladı. Hayatının her noktasında yanında, ona eşlik eden, tanıklık eden biri vardı.

Bunu anlayınca içini derin bir sevgi kapladı. Bir melek tarafından korunup kollandığını sık sık hissetmişti; sanki sevgi dolu bir varlık onu takip ediyor gibi gelirdi hep. Şimdi bunun doğru olduğunun kanıtını bulmuştu. Bazen ne kadar yalnız hissetmiş olursa olsun şimdi asla yalnız olmadığını anlıyordu. Bütün o zaman boyunca orada birisi vardı.

Sonra biraz daha yakından baktı ve durumunun her zaman böyle olmadığını gördü.

Hayatını yeniden gözden geçirirken ayak izlerinin gizemli bir şekilde kaybolduğu bazı zamanlar olduğunu gördü; oralarda sadece bir çift ayak izi vardı.

Sonra bir şey fark etti. İkinci ayak izlerinin kaybolduğu anlar hep hayatının zor zamanlarıydı. Halının ayağının altından çekildiğini hatta ayaklarının altındaki yerin yarıldığını hissettiği zamanlardı.

İkinci ayak izleri bu kara günlerde düzenli olarak kayboluyordu. Bunu görünce kalbi kırıldı ve öfkelendi:

‘Neden? Neden ihtiyacım olduğu zamanlarda hep böyle terk edildim? ‘ öfke ve üzüntüyle kalbinin sesi şakaklarında yankılanırken sordu, ’Bir açıklama istiyorum. Neden her adımımda destekleniyor ve izleniyorken, bana eşlik ediliyorken en çok ihtiyacım olduğunda terk ediliyorum?’

Ve sonra kalbinin derinliklerinden cevabı duydu. Ses şöyle dedi ‘Her zaman seninleydim, yoldaki her adımımda. Bu yüzden hayat yolunda iki çift ayak izi görüyorsun. Ama üzgün olduğunda, hayat sana artık yürüyemeyeceğin kadar ağır geldiğinde seni taşıdığım zamanlarda gördüğün ayak izleri senin değil benim.’

Şimdi bütün bu rast gelişleri birbirine bağlayalım. Daha doğrusu bu rast gelişleri ve sırasını okumaya çalışalım. Çünkü bunlar zaten birbirine bağlı. Önemli olan yaşamımızdaki bu işaretleri fark edebilmek, doğru okumak ve yorumlamak. Böyle bir sıralamayla bu hikâyeler neden karşıma çıktı, neden bana söyledikleri ilahi bir mesajı iletiyor gibi geldi, neden diğeri değil de bu masal? Çünkü ihtiyacım olan şeylerdi. Çünkü bunlar, son zamanlarda yaşama serpiştirdiğim sorulardan bazılarının cevabıydı. Çünkü bunlar dipnotlar, açıklamalardı. Çünkü bunlar, kendine sağlam bir dayanak arayan ipin dolanmak istediği nedenlerdi.

Bir

Evet, yaşadığımız müddetçe asla başımıza gelmez dediğimiz, hatta aklımızın ucundan geçirmediğimiz, belki eşi ve benzerini daha önce hiç duymadığımız olaylar yaşama ihtimalimiz hep var. Hepsinin bir nedeni de var. Belki şimdi değil. Fırtınanın ortasında değil de her şey sakinleştikten sonra anlayabileceğimiz nedenler. Bütün bu yaşananların kimi, zamanla gideceği yere varmıştır, istediği sonuca ulaşmıştır. Kimi de hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız ama varlığına inandığımız bir dünyaya cevabı gizlenmiş, fakat bu dünyada bir soru olarak kalmıştır. Kesin olan şu ki tıpkı bizim gibi onlar da bir nedenle yaratılmıştır. Ve bunun karşılığı uzun vadede insan için hep olumludur. Zorlukla beraber kolaylık olduğu, şer görünende hayır olduğu sabit midir? Sabittir. O halde karanlıktan sonra aydınlık kaçınılmazdır. Demek ki neymiş? musibetler insana iyi gelirmiş. Çünkü O, yaptığını sağlam yapan ve yaptığında bir hikmet bulunandır. Öyleyse başımıza gelen her şeyin içinde, önünde ya da sonunda derininde veya başka bir âlemdeki aksinde bir hikmet var. Bunu her zaman göremesek de buna inanmak, hatırımızda tutmak ve sık sık tekrarlamak zorlu yolculuklarımızı kolaylaştırır.

İki

Evet, bunlar bazen ağır gelebilir. Ne kadar da büyük yükler altına girebiliyormuşum dedirtir. Ya da kırılgan kişiliğimizle hiç bağdaştıramadığımız halde güçlü bir insan olduğumuzu hatırlatır bize. Artık ezbere bildiğimiz gibi kimseye kaldıramayacağı yük yüklenmez çünkü.

 Peki, bu yükü hafifletmek için ne yapabiliriz? Çırağın yaptığını. Tuzumuzu bir bardak suya değil de bir göle karıştırmak. Göl olmak. Kulağa ne kadar da huzur verici geliyor. Sessiz sakin  ve toprağının izin verdiği her yere usulca uzanmış.  Mümkün olduğu kadar fazla bitkiye can suyu olmuş. İçine karışan ve suyu bulandıran her şeyi temizleyecek kadar duru bir göl. Şunu da aklımızda tutalım ki  bu göl birden bire yeşillikler arasından fışkırmadı damla damla büyüdü. Mevsimler geçti üzerinden, kar suyunu , yağmur suyunu biriktirdi, bağrında sakladı da büyüdü. Çünkü içinde göl olma niyetini, hevesini taşıdı. Asıl mesele de buydu.

Üç

Dalga dalga üzerimize gelen,  bizi hayatın olağanlığından koparıp âlemi bambaşka bir renge bulayan olayların bize getirdikleri arasında, yavaş yavaş belirip ışıl ışıl parlayan bir şeyler olur daima. Bir şeyler ya da Birileri… Bazen bu kişiler daha öce hayatımızdaki anlamlarını bildiğimiz ama bize hatırlatmayan, her daim bizim ne denli değerli olduğumuzu bilen ama kıyılarımızda dolaşan kişilerdir. Bazen yanı başımızda duran ama göremediğimiz. Bazen de çok uzağımızda olup ortak acılarla yan yana gelince fark ettiğimiz kişiler. Deniz taşkınlarının ardında bıraktığı denizyıldızları, inciler, mercanlar gibi kumsalımızda kalan nadide insanlar. Liberman ‘ın masalındaki gibi bizi öylesine sessiz sedasız koruyup varlığını hissettirmeden yardımımıza koşan, neleri bizden geri çevirdiğini bilmediğimiz bir o kadar ağırlığı da onların taşıdığını belki hikâyemizin sonunda anladığımız belki de anlayamadığımız nice güzel insan. Eşler, kardeşler, arkadaşlar,  yabancılar, komşular, yaralarımızı saran ve hüznümüzü paylaşanlar. Karanlık gecelerde görünen yıldızlar. Bütün bunlar nimetlerin en güzelinden sayılmaz mı?  Bu nimetler, karanlıklar, fırtınalar, sancılar, kâbuslar içinden geçmeyi gerektirse de aydınlık dinginlik iyileşme ve huzur demek değil mi?

Velhasıl yaşamınız kördüğüm olduğunda nasıl bir iple neresinden düğümlenmiş ona bakın. Bu kördüğüm içinde ilerleyin korkmayın, ondan uzaklaşıp tekrar tekrar bakın. Düğüm gibi görünen motifleri görün. Motiflerin birbirine bağlandığı yerleri görün. Bu karışık ip yumağını doğru yerlerden tutmaya odaklanın ve üzerinizde nasıl güzel bir elbiseye dönüştüğüne şahitlik edin ki o mutlaka sizin için biçilmiş güzel bir elbisedir.

Saliha Ülev Eyüpler

Güncelleme: 05.12.2022- 21.43

Loading

Share this content:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir