75 yıldır, Filistin topraklarını işgal eden, 7 Ekim tarihinde HAMAS’a bağlı Kassam Tugayları tarafından gerçekleştirilen hücum / baskın sonrası, Gazze’ye binlerce ton bomba atarak, 20 binden fazla Filistinliyi şehit eden İsrail, tüm dünyada protesto ediliyor.
Karasu’da da Filistin ve Gazze duyarlılığını arttırmak için “Kudüs Gecesi” düzenlendi.

İHH İnsani Yardım Vakfı, Anadolu Gençlik Derneği (AGD) ve Milli Gençlik Vakfı (MGV) Sakarya şubeleri tarafından organize edilen geceye Araştırmacı – Yazar, Mavi Marmara Gazisi Ramazan KAYAN ve Sanatçı Abdülbaki KÖMÜR katıldı.
Karasu ve Kocaali’den gelen vatandaşlar, STK Temsilcileri ile siyasi parti temsilcilerinin katılımıyla, 22 Aralık Cuma akşamı, Karasu Sosyal Gelişim Merkezi‘nde gerçekleşen programda, salon tamamen doldu.
Ak Parti İlçe Başkanı Recep AKSU, CHP İlçe Başkanı Uğur BÜYÜK, YRP İlçe Başkanı Osman ÖNAL ve SP İlçe Başkanı Oğuzhan COŞKUN dinleyiciler arasında yer aldılar.

Program Kur’an- ı Kerim Tilaveti İle Başladı
Kudüs Gecesi programı, Karasu Merkez Camii Müezzin- Kayyımı İrfan BULUT‘un okuduğu Kur’an- ı Kerim (Bakara: 153- 158) tilaveti ile başladı.

Kur’an tilavetinin ardından İstiklal Marşı okundu ve AGD Sakarya Şube Başkanı Celal AYDIN‘ın konuşmasıyla geceye devam edildi.

AYDIN, konuşmasında şunları söyledi:
“Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor:
‘Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir azası hastalandığında diğer azalar da ateşlenir ve rahatsızlanır’…
Şu anda orada kardeşlerimiz zulme uğrarken, bir soykırım söz konusuyken, bizim normal hayatımıza devam etmemiz mümkün değil… Biz de rahatsızlık duyuyoruz ve bireysel olarak, gücü yetenler de kitlesel olarak bu rahatsızlığımızı dile getiriyoruz…
Biz Anadolu Gençlik Derneği olarak, bir STK olarak güç sahibi kişilerin, yetki sahiplerinin harekete geçmeleri için elimizden geleni yapmaya gayret ediyoruz. İnşallah sizler de bu akşam bu tavrı sergileyerek buraya zerre miktarı da olsa bir katkıda bulunmuş oldunuz.
Allah hepinizden razı olsun. Ben sözlerime son verirken İstanbul’dan buralara kadar zahmet etmiş olan Ramazan Hocamıza hoş geldiniz diyorum. Allah kendilerinden razı olsun. Engin bilgilerinden bu akşam faydalanacağız. Yine Abdulbaki abimiz aramızda. Kendilerine hoş geldin diyoruz.
Güzel bir gece, hayırlı bir gece. Dualarımızın kabul olacağı bir gece olması temennisiyle hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Esselamu aleyküm.”
Celal AYDIN’ın ardından kürsüye gelen AGD Karasu Temsilcisi Halil İbrahim İNCE de özetle şunları ifade etti:

“Bizler AGD olarak, Hakkın hakimiyeti için çalışmaktayız ve çalışmaya devam edeceğiz. Ne mukaddes Kudüs’e, ne de Filistinlilere, Filistinli kardeşlerimize karşı duyarsız kalamayız. Bunun için böyle programlar, böyle geceleri etkinlik yapıyoruz.
Fikir duvarlarıyla çalışmaları, Mevzuları gündemde tutarak çeşitli çalışmalar yapmaktayız. İnşallah toplumda beraber olmayı, beraberce hareket edebilmeyi bir etki gösterebilmeyi Cenab- ı Allah bize nasip eder. Tekrar hepiniz hoş geldiniz. Allah razı olsun.
Kelimeleri zaten hocalarım konuşacak. O yüzden ben kısa tutuyorum. Esselamu aleykum.”
Bu takdim konuşmalarının ardından Sinevizyon gösterisi yapıldı, okunan “Mescid-i Aksa’yı Gördüm Düşümde” şiirinin ardından, gecenin konuşmasını yapmak üzere Ramazan KAYAN sahneye davet edildi.
Ramazan KAYAN, ilk olarak, dinleyicileri ayağa kalkmaya davet ederek, salonda bulunanlara “Kudüs Yemini” ettirdi.
Ramazan KAYAN’ın konuşmasından önemli satırbaşları şunlar:
- Gazze Müslüman kalabilmenin en net ifadesidir..
- Gazze, ümmetin onuru, kimliğidir..
- Mesele, Filistinlilerin devletlerden bir devlet olması meselesi değildir..
- Gazze bir mekteptir, dünyayı eğitiyor…
- Gazze’de yaşanan direniş, Batı’da “islamofobi”yi çökertti..
- Şehadetin bereketi yaşanıyor..
- Allah ümmeti şehitsiz bırakmasın, şehit berekettir
- İmanını tazelemek, keramet görmek isteyen, keşif arayanlar yüzünü Gazze’ye dönsün..
- Ebu Ubeyde, Che Guevera’yı tahtından indirdi.
- Gazze bizi bize gösterdi, ama inşaAllah bizi bize getirecek.
- Gazze’liler şehit bedenlerini poşete koyuyor, bizim poşetlerimizde neler doluyor?
- Diğer coğrafyalar, İslam coğrafyalarından daha güçlü tepki verdiler..
- İnsanlar ölüyor, şehit oluyorlar, insanlığımız ölmesin..
- Dünyanın en güzel namaz kılan insanları Filistinliler..
- HAMAS’ın 1000 Mücahidi de yetim ve hafız..
- Dünyadaki en düşük boşanma oranı (%0,7) Filistin’de..
- Filistinlilerin %90’ı Üniversite mezunu..
- 1917 – 2023, 106 yıldır, ümmet Kudüssüz…
- Kudüs bir hakediştir. Hak ettiğimiz zaman Allah bize nasip edecektir.
- Ellerimiz kirlendi, zalimler alkışlandı, ellerimizi temizlememiz lazım..
- Kardeşlik rüzgarı estirmeliyiz..
- Tartışmacı, ferdiyetçi, fırkacı hocalarımız bizi bitirdi..
- Toplumsal ıslah projeleri nerede?..
- Şehitlerin kan damlası, alimlerin mürekkebinin damlası, mazlumların gözyaşı damlası, ter damlası önemli..
- Şu an tüm dünyada dalgalanan bayrak, Filistin bayrağı..
- Ezberlerimiz alt üst oldu..
- Yeni bir dirilişin arefesindeyiz..
- Kalpsiz olmuyor, kalbimizi kurtarmamız gerekiyor..
- İsrail’in kalbine korku düştü..
- İnşaAllah Gazze bize dua eder..
KAYAN konuşmasında Mavi Marmara Gemisi’nde ve Hacc’da yaşadığı anılarını aktararak, “samimiyet ve teslimiyetin Allah katında karşılıksız kalmayacağına” vurgu yaptı.

KAYAN‘ın konuşmasının geniş özeti:
“Tarihe not düşecek, tarihin akşını değiştirecek muhteşem bir direnişe şahitlik etmekteyiz… İnşaAllah bu akşam Gazze aynasında kendimizle yüzleşeceğiz… Gazze laboratuvarında insanlık kalitemizi, Müslümanlık kalibremizi, kardeşlik niteliğimizi, tespit ve teşhis yoluna gideceğiz. Acılar yüreklerimizi burkarken hüzün ve hicran içimizi kavururken, Gazze dersimizin, Gazze sınavımızın, nasıl seyrettiğini ve bu sınavın neresine düştüğümüzü, inşaAllah kendimize soracağız.
Karasulu kardeşlerimizle, tarihin bu önemli zaman diliminde, öncelikle sınavın bizimle ilgili boyutu üzerinde bir değerlendirme, bir tespit yapmaya çalışacağız. Fakat öncelikle şunu ifade etmek isterim: Gazze topraklardan bir toprak değildir, coğrafyalardan bir coğrafya değildir. Hakeza, Kudüs de aynı şekilde… Bildiğimiz bir coğrafi bir kara parçası olmadığının öncelikle altını çizmek isterim.
Peki bizim için Gazze ne demektir? Neyi ifade eder, neyi temsil eder? Hamas bizde neye çağırışım yapar? Belki bunun üzerinde bir kaç cümle kurmam gerekecek. Gazze bir yaşam biçimidir. Bir dünya görüşüdür. Hangi değerler sistemine yaslandığımızın ifadesi ve ispatıdır. İnancın izhar ve ilanıdır. Gazze bir duruştur, Gazze bir çizgidir… Gazze insan olmanın, Müslüman kalabilmenin en net, en çarpıcı ifadesidir. Şu yaşadığımız modern zamanlarda, haliyle Kudüs dediğimizde, Gazze dediğimizde, ümmetin hafızasını kast ediyoruz. Ümmetin bilincine atıf yapıyoruz… Gazze aynı zamanda, ümmetin onuru olarak, ümmetin namusu olarak, ümmetin kimliği olarak, tüm netliğiyle, tüm güzelliğiyle karşımızda duruyor… Dolayısıyla ben olaya sadece Filistin halkının kurtuluş mücadelesi sokak bakmıyorum. Mesele, sadece Filistinlerin devleti olma meselesi değildir. Şayet, var olan 22 Arap devleti gibi, yeni bir Arap Filistin Devleti olacaksa, 22 devlet neyi çözdü ki, benzeri, başında Mahmud Abbas’ın olduğu bir devlet, hangi yaraları saracak, hangi derdimize derman olacak?…
Gazze bizim için bir mekteptir, Gazze bizim için bir pazardır…Öylesine bir pazar ki, ‘o pazarın bir tarafında Allah Azze ve Celle, diğer tarafında adanmış bir millet var’… Şüphesiz Allah’ın Mü’minlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Dolayısıyla, biz Gazze’ye, diğer coğrafyalara baktığımız gözle bakamıyoruz. Allah Azze ve Celle, o mübarek coğrafyada yeni ayetlerini bizlere gönderiyor… Çarpıcı ikazlarını işaretlerini bizlere sunuyor… Gazze’nin bize açtığı pencereye dikkat edeceğiz. Gazze’den esen rüzgarla besleneceğiz, kendimize geleceğiz.
Üç gün önce Hollanda’daydım… Orada da Filistin ile ilgili programlara katıldım. Bırakın Müslümanları, Avrupa’daki gayrimüslimler dahi olanlara anlam veremiyorlar. Bu nasıl bir rüzgar? Tüm dünyayı silkeledi… Şu an dünyada İslam’ın konuşulmadığı yer yok… Gazze’deki temiz cihat, direniş rüzgarı tüm dünyayı etkiledi… Gazzeli çocukların verdiği direniş mesajları, tüm dünyada vicdanları uyandırdı. Öyle ki, Londra’da yüzde yetmişini gayrimüslimlerin oluşturduğu beş yüz bin kişilik İsrail’i protesto eylemleri gerçekleşiyor… İslamofobia çöktü, İslamla ilgili algı operasyonları tek tek çöküyor.
Bugüne kadar insancıl görünen, barışçıl görünen, tüm çirkin suratların iğrenç yüzlerini bize Gazzeliler gösterdi elhamdülillah…
Kirletilen, çarpıtılan cihat kavramı, tüm netliğiyle, tüm güzelliğiyle gündemimize taşıyan Gazze’deki şehitlerimiz olmadı mı? El Kassam Tugayları olmadı mı? Onların esirlere yaptıkları güzel muameleyi tüm dünya gördü. İslam’ı terörize etmek isteyenlerin tüm hesapları, tüm tuzakları kursaklarında kaldı Elhamdulillah.
Nezih bir cihat, temiz bir cihat. Neredeyse cihadı unutmuştuk, literatürümüzden düşürmüştük değil mi? Özellikle cihat adına cinayet işleyenlerin cinayetlerinden dolayı, ümmetin evlatları cihadı unuttular, terk ettiler. Birilerinin cemaat adına işledikleri ihanetlerden dolayı neredeyse, cemaat kavramını unutmuştuk. Eğer El Kassam’ın arkasında, Hamas gibi bir cemaat olmasa idi, Hamas gibi bir İslami hareket olmamış olsaydı, İzzettin el Kassam Tugayları, Aksa Tufanı ile İsraile, tarihinin en zor günlerini nasıl yaşatacaklardı? Elhamdulillah. Bunları sadece hamasi duygusal cümleler olarak almayın!..
7 Ekim tarihinin insanlık için, ümmet için demiyorum, insanlık için bir milat olduğuna inanıyorum. Belki sekiz bin tane çocuğumuzu orada şehit verdik, beş bin anneyi orada şehit verdik, ama ben şehadetin bereketini çok net bir şekilde görüyorum. Şimdi dua ediyorum. Allah bu ümmeti şehitsiz ve beşeriyeti de şahitsiz bırakmasın… Yine benim duam şu. Yaşarken şahit, ölürken şehid olmayı Rabbim bizlere nasip eylesin inşaAllah.
Gazze Mektebi bana şunu öğretti: “Şu dünyadan müslümanca nasıl yaşanır? Müslümanca nasıl ölünür? Ben bunu Gazze Mektebi’nden, Gazzeli çocuklardan öğrendim…
Şehadet üzerinden gelen rahmet rüzgârına tanıklık ediyoruz. Sizden ricam şudur: Kapılarınızı, pencerelerinizi Gazze’den gelen rüzgara açık tutun. Hatta kalbinizi, kalbinizdeki kapakçıkları da, sinenizi de, göğsünüzü de…
Öğretilmiş çaresizlikten, üretilmiş korkulardan kurtulmamız için, Gazze imdadımıza yetişti. Siyonizmin yenilmezliğini yıktı, bir 7 Ekim sabahı gözümüzü açtı, kartondan, kaplanların nasıl çöktüğünü gördük.
İstanbul’daki Hamaslı tanıdıklarımız anlattılar: 7 Ekim sabahı, Gazze ile Kudüs arasındaki mesafe (seksen kilometre)nin kırk kilometresini gitmiştik, sadece bir ülke bizi desteklemiş olsaydı, öğle namazını Mesçid- i Aksa’da kılacaktık…
Bu süreçte, tüm Gazzeliler, 75 gündür aynı cümleleri tekrar ediyorlar: Yediden yetmiş yediye Elhamdulillah diyorlar, HasbunAllah diyorlar, İnna lillahi ve inna ileyhi raciun diyorlar.
İmanını tazelemek isteyen yüzünü Gazze’ye çevirsin, keramet görmek isteyen, ilham almak isteyen, Mürşid arayanlar, lider arayanlar, komutan arayanlar yüzünü Gazze’ye çevirsin!.. Cennetin kokusunu dünyada almak isteyenler yüzünü Gazze’ye çevirsin. Bu çağın sahabesini görmek isteyenler, Gazze’deki iki milyon sivil direnişçiye baksınlar…
Bir Ebu Ubeyde çıktı, hala dünya yüzünü görmüş değil… Ama, İslam’ın asaletini, İslam’ın izzet ve heybetini gösterdi.
Yetmiş beş gündür Gazze’ye, elli üç bin ton bomba düştü, yirmi bin civarında insanımız katledildi. Niye eylemlerimiz cılız, niye zayıf düştük. Gazze bizi bize gösterdi. Cesaretimizi, kalitemizi, hassasiyetimizi, samimiyetimizi… Ama inşallah, Gazze bizi bize getirecek… Biz Kudüs’ü kurtaramadık, ama Kudüs bizi kurtaracak… Süreç başlamıştır… Kudüs’ün böyle bir gücü var, Mescid-i Aksa’nın böyle bir özelliği var.
Gazzeliler sınavını verirken onların salih amelleri bizim amel defterimize yazılmayacak. Gazze’de enkazlar arasında elindeki poşet parçalanmış yavrularının kemiklerini ve organlarını toplayan babalar, hiç olmazsa çocuğumun bir mezarı olsun diyen babalar, o poşetlerle Allah’a gidecek, biz hangi poşetlerle gideceğiz? AVM’lerden, marketlerden, mağazalardan evimize taşıdığımız poşetler, belki de içinde İsrail ürünleri olan poşetlerimizle aynı Allah’a, aynı Mizan’a gideceğiz. Herkes kendi poşetiyle hesabını verecek… O annenin, o babanın yüzüne hangi yüzle bakacağız?
Bu dünyayı yaşamaz hale getirenlere karşı hala güçlü bir organizasyon güçlü bir örgütlenme ortaya koyamadık… Küresel, kötülüğe karşı küresel iyiliği ayağa kaldıramadık. Bu süreçte eylemlerin en zayıf olduğu coğrafyalar, İslam coğrafyaları. Diğer coğrafyalar bizden çok daha güçlü tepki verdiler.
Ne oldu bizim vicdanımıza, insafımıza ne oldu? Gazze’de insanların ölmesinden daha kötüsü, insanlığımızın ölmesidir. İnsanlar ölebilir. Ama insanlığımız ölürse ne olacak? Hayatın anlamı nerede kalacak?
Bu süreçte tüm dünyanın merak ettiği bir şey var: Gazze yerle bir oldu ama, pes etmiyor, eğilmiyor. Siyonizm karşısında dik duruşunu, izzetini, heybetini, şecaatini, cesaretini nasıl sürdürüyor? Gazze’deki, kadınlar, çocuklar bu metaneti nasıl koruyor, bu eğitimi nereden aldılar? Bu nasıl bir inanış biçimi? Bu inancın arkasındaki dinamikleri merak ediyorlar.
Dünyanın en güzel namaz kılan insanları Filistinliler… Dünyanın en güzel Kur’an okuyan insanları Filistinliler biliyor musunuz? 7 Ekimdeki operasyona katılan El Kassam Tugayları’ndan bin Mücahidin tamamının Hafız olduğunu duymuş muydunuz?
Dünyada boşanma oranının en düşük olduğu toplum, Filistin toplumudur. Yüzde sıfır nokta yedi, yüzde bire bile ulaşmıyor.
Bir şey daha söyleyeyim: Dünyada İsviçre’den sonra, en entelektüel toplum, Filistin toplumudur biliyor musunuz? Devletleri yok, ama toplumun yüzde doksanı üniversiteli… Dünyada hangi üniversiteye gitseniz, mutlaka Filistinli gençler karşınıza çıkacaktır. Ve o üniversitenin en başarılı öğrencileri Filistinli öğrencilerdir.
Kendimizle yüzleşmemiz lazım… Özellikle Kudüs aynasında biz nereye düşüyoruz? Soruyu şöyle sorayım: Yüz altı yıldır, bu ümmet Kudüssüz yaşıyor… Kudüs, özgürlüğe muhtaç, ümmet Kudüs’e muhtaç.
Peki Kudüs niçin düştü?.. Dört ayet- i kerime ile bu soruyu cevap vereceğim. Bu dört ayeti lütfen not almanızı isteyeceğim.
Kudüs bir hakediştir. Hak ettiğimiz zaman Allah bize nasip edecektir.
Birinci ayet, Şura Suresi, 30. Ayet: ”Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınızdan dolayıdır.”
Dönüp ellerinize bakın… Sizin ellerinizden dolayı, musibetler gelir… Emperyalizm musibeti, Siyonizm musibeti niçin üzerimizden kalkmıyor ve bitmiyor?.. Yüz altı yıldır, Kudüssüzlük musibeti niçin bitmiyor? Dönün ellerinize bakın… Benim bu ayetten anladığım şu: Kudüs niçin düştü?.. Ellerimiz kirlendikten sonra, haramlara bulaştıktan sonra, haksızlıkları icra ettikten sonra, zulümle iştigal ettikten sonra, karanlık güçlerle iş birliği yaptıktan sonra, zalimleri alkışladıktan sonra ellerimiz kirlendi, Kudüs düştü.
Kudüs’ün özgürlüğünü istiyorsak, günaha bulaşmış, günahı kanıksamış olan hayatlarımızı değiştirmemiz lazım. Bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe, Allah onları değiştirmez.
Bugün eylemlerde niçin heyecan yeterince oluşmuyor? Neden bir rüzgâr Türkiye’de estiremiyoruz? Çünkü günahlarımız müsaade etmiyor. Türkiyeli Müslümanlar heyecanlarını kaybettiler. Sakın beni yanlış anlamayın. Kimse günah işlemesin demiyorum. Beşer günah işleyebilir, benim korkum şu: günahı kanıksamak, günah işlemeyi normalleştirmek… Yoksa, günahlara tövbe ederiz, Allah geçmiş günahlarımızı da sevaba çevirir…
Ama, faizsiz bu zamanda yaşanmaz diyorlar, ticaret dönmez diyorlar… Günahlardan bahsedince, sen hangi çağda yaşıyorsun? Hâlâ oralarda mısın? diyorlar… İşte benim korktuğum bu… Günahın estetize edilmesi. Hazreti Adem de günah işledi, iblis de günah işledi. Günahta ısrarın ismi şeytanlaşmaktır, günaha tövbe ise Ademleşmektir. Hazreti Adem gibi, topyekün tövbe etmemiz gerekiyor dostlar.
Karasu olarak, ülke olarak, ümmet olarak tövbe etmemiz gerekiyor.
Hazreti Yusuf, Aleyhisselam gibi gömleğimiz temiz olursa, gömleğimiz arkadan yırtık olursa, Hz. Yusuf (a.s.)’a Mısır’ı teslim eden Allah, bugün de eli temiz, gömleği temiz olan Müslümanlara Kudüs’ün özgürlüğünü inşallah teslim edecektir.
Allah temizleri sever, temizleri destekler. Kur’an ve sünnet ile bir tezkiye süreci başlatalım. Bir terbiye süreci başlatalım.
İkinci ayeti paylaşıyorum: Enfal Suresi 46. Ayet… “Allah’a ve peygambere itaat ediniz. Sakın birbirinizle çekişmeyiniz, birbirinizle düşmeyiniz, birbirinizle uğraşmayınız, kendi aranızda kamplaşmayınız, kutuplaşmayınız, tefrikaya, taassuba düşmeyiniz, asabiyete, aşırılıklara yenilmeyiniz, ifratları ve tefrikleri terk ediniz, aksi takdirde parçalanırsınız.”
Ne olur peki parçalanır dağılırsanız, rüzgârınızı kaybedersiniz. Ne demek rüzgâr? Bu ümmet rüzgârını ne zaman kaybetti? Dünyada liberal rüzgârlar esiyor, seküler rüzgârlar esiyor, popüler rüzgârlar esiyor. Neden bir kardeşlik rüzgârı estiremiyoruz? Neden bir özgürlük rüzgârı bize nasip olmuyor? Neden bir direniş rüzgârlığını yeryüzüne yayamıyoruz? Güvenlikli bir dünyanın referansı biz olamıyoruz?
Kudüs niye düştü? Müslümanlar birbirine düştüğü için Kudüs düştü. Müslümanlar enerjilerini birbirine de kullandıkları için Kudüs düştü. Tüm birikimimizi, tüm gücümüzü, tüm rüzgârımızı birbirimizi bitirmek için kullandığımız için, biz birbirimize düştükçe, Kudüsler düştü.
Kudüs, bizim hastalıklarımızdan dolayı düştü. Hizipçilik, grupçuluk, particilik, cemaatçilik, mezhepçilik, ırkçılık, kavmiyetçilik… Ne kadar hastalık varsa, kendimizi açık tuttuk hastalıklara..
Ve gün geldi, birbirimize düştüğümüz için, tüm değerlerimizin ayaklar altına düştüğünü gördük.
Biz birbirimizi bitirdik. Tartışmacı hocalarımız bizi bitirdi. Ceviz kabuğunu doldurmayan, meselelerle, sosyal medyada, gençlerin zihnini karıştıran medyatik hocalar bizi bitirdi… Vahdet iklimine, kardeşliğe susadığımız bir zaman diliminde ferdiyetçi, fırkacı anlayışlardan dolayı biz düştük.
Nerede ıslah projelerimiz? Toplumsal ıslah projelerimiz nerede?
İsrail, Filistin Bayrağını yasakladı, ama şu an dünyada en çok dalgalanan, tüm ülkelerde dalgalanan tek bayrak Filistin Bayrağı.
.
Üçüncü ayet: Tevbe Suresi, 38. Ayet… “Ey iman edenler!.. Size ne oldu ki Allah yolunda sefere çıkın denildiği vakit yere çakılıp kaldınız?” Ne oldu size harekete geçmiyorsunuz? Ayağa kalkmıyorsunuz, sefere çıkmıyorsunuz, direnişe destek vermiyorsunuz? Ne oldu size? İş yerine çakılı kaldınız, koltuğa çakılı kaldınız, araziye, toprağa, arabaya, arsaya çakılı kaldınız.
Lütfen söyler misiniz? Allah gündeminizin kaçıncı sırasında?. Bizim gündemimizde, Allah kaçıncı sırada ise, Allah’ın gündeminde de, bizim ismimiz, seviyemiz, derecemiz, kalitemiz o kadar olacak…
Şu İsrail, onlarca Arap devletini yenebildi, ama devletsiz, ordusuz, Filistini 75 yıldır, 75 gündür yenemiyor, sindiremiyor, bitiremiyor. Devletleri yenebilen İsrail, Filistinli çocukları yenemiyor.
Dördüncü Ayet: Nahl Suresi, 112. Ayet… “Allah şöyle bir şehri, ülkeyi, beldeyi misal veriyor. Öyle bir ülke düşünün ki, güvenliği yerinde, huzuru yerinde, bir de her tarafından oraya bol rızık akıyor. Derken, halkı, Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler, şükretmediler, hamd etmediler, zikretmediler. Nimeti, başarıyı, kalkınmayı, ekonomiyi kendilerinden bildiler. Biz becerdik, biz yaptık, dediler.. Allah’ı ıskaladılar. Allah da onlara, o nankörlere, o şükürsüzlere, o zikirsizlere, açlık ve korku elbisesi giydirdi. Yaptıklarından dolayı, açlık ve korku felaketini tattırdı”.
Önce kalbimizi kurtarmamız lazım. Mesela, herkeste ekonomi korkusu var, açlık korkusu var. Yani hem obezite sorunu yaşıyor, hem de açlık korkusu taşıyorsun. Afrika’daki adamın sadece bir günlük yiyeceği var, ama hepsi mutlu… İstanbul’dan geliyorum, insanların yüzleri gülmüyor… Herkesin acelesi var. Herkesin telaşı var. Musibet değil mi bu ya?
Gazze’ye dua edelim, edelim de, asıl Gazze’nin bize yardım etmesi lazım. Yani Gazze’nin duasını almamız lazım. İnşaAllah Gazze bize dua eder. Ümidimizi kaybetmiyoruz.
Geceniz mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
Konuşmanın ardından, sinevizyon gösterimi ve devamında, sembolik olarak Ebu Ubeyde’nin canlandırıldığı ve konuşmalarından birisinin Türkçe olarak seslendirildiği duygusal bir sunum ile program sürdü.

Gecenin son misafiri, sanatçı Abdulbaki KÖMÜR, kısa bir konuşma ile başladı. “Allah’ım Filistin’e yardım et!” şeklindeki duaların yanlışlığına dikkat çeken KÖMÜR,

“Allah sizin emir eriniz mi?
Allah, o İsraille ya da ona destek olan diğer egemenlerle mücadele etme, hilafet görevini Müslümanlara vermiş.
Ama biz kolamızı içelim, cipsimizi yiyelim, arabalarımızı sürelim, deterjanları kullanalım, her Filistinli çocuğum kalbine saplanan kurşun, bizim cebimizden çıksın, ondan sonra Allah’ım Filistin’e yardım et, yok öyle yağma…
Bunun adı dua değil… Allah aşkına hanım kardeşlerim… Bırakın kirli kalsın, suda yıkayın, kaynatın, kullanmayın deterjanları… Çünkü elbiseden çıkacak kir, bir şekilde çıkar, ama vicdana bulaşmış kiri ne paklar?….
Ramazan hocam, sofra’daki baldı. Benimki keçiboynuzu mahiyetinde…Baldan sonra keçiboynuzu yenilmez. Ama canım yanıyor, yemin billah canım yanıyor… Orada şehit olan çocuklara canım yanıyor… Olanlar canımızı yakıyor. Olanlara sessiz kalanlar benim canını yakıyor.
Ciddi söylüyorum, sizler de öylesinizdir. Orada, anneler, kurbanlık koyunlar gibi çocuklarının adını kollarına yazıyorlar…
Ne demek bu biliyor musunuz? Yarın ölecek? Ya da bu gece…
Bu nasıl dayanılmaz bir şeydir…
Allah bütün sıfatlarıyla, her daimdir. Her an yaratır, her an ayet gönderir, her an rızık verir. Allah’ın durup dinlendiği yoruldum, yeter artık dediği bir zaman dilimi yoktur. Allah insanı asla yalnız bırakmamıştır.
Gazze bize adeta “Rot – Balans” ayarı yapıyor…
şeklindeki girizgahtan sonra, “Aslında birçok şiiri ezbere bilirim ama, Şair’in dediği gibi ‘kelebeklerin ömrünün bile, çocukların ömründen uzun olduğu yerde, ben sizi hangi şiir okuyayım? Benim burada konforlu bir şekilde yazdığım şiirlerin ve söylediğim eserlerin ne tesiri olabilir ki. Onun için bir şiir, bir eserle bitireceğim müsaade edersiniz.” diyerek,
“Orada Bir Çocuk Burada Ben” adlı şiiri ve devamında “Ey Şehid!” adlı ezgisini seslendirdi…
Kudüs Gecesi’nin sonlarına gelindiği sıralarda, Pençe – Kilit Harekatı bölgesinden gelen 6 şehit haberi, salonda hüzne sebep oldu. Şehitler için “Fatiha” okundu.
Programın sonunda, İHH ve AGD yetkilileri tarafından, Ramazan KAYAN ve Abdulbaki KÖMÜR’e hediye takdimi yapıldı, tüm dinleyenlere teşekkür edildi.
Son olarak da, yakın zamanda vefat eden, İHH gönüllüsü, emekli İmam – Hatip Osman CİN adına yaptırılan “Su KUYUSU”nun belgesi, oğluna teslim edildi ve duygulu anlar yaşandı.
Program, toplu fotoğraf çekimi ile Filistin Mesaj duvarına, duyguların yazılmasıyla sona erdi.











Haber GİRİŞ: 24.12.2023
Son Güncelleme: 01.01.2024– 06.04
![]()
Share this content:










